Cahide Sonku, birkaç saat içinde önce tüm varlığını birkaç yıl içinde de tüm şöhretini kaybetti


Bir yangınla sönen hayat

Yaptığım veya okuduğum oyuncu röportajlarında zaman zaman ifade veya imâ edilen bir cümle vardır; ‘Su akarken küpünü doldurmak’…
Bu ifadenin oyuncular için bir destur haline gelmesinin nedeni, kendi dönemlerinde yıldız olan oyuncuların bir çoğunun ilerleyen yaşlarında yoksulluğa düşmeleri, yokluk, sefalet ve borç içinde ölmelerinden çıkardıkları derslerdir.

O yıldızların başında şüphesiz Cahide Sonku geliyor.
Türkiye’nin ilk yıldızı Cahide Sonku’nun son derece varlıklıyken yoksulluğa düşmesi ve sefalet içinde vefat etmesi, ‘Cahide Sonku bile öyle olduysa’ şeklindeki düşünceyle geleceklerini garanti altına almaları konusunda oyuncuları daha da bilinçlendirdi / bilinçlendiriyor.

Dedesi 7’nci Ordu Komutanı Çorapsız İbrahim Paşa ile babası Yüzbaşı Necati Bey‘in görevi nedeniyle bulunduğu Yemen’in başkenti San-â’da doğdu. I. Dünya Savaşı sonrasında 15 Kasım 1918’de Yemen’in Osmanlı Devleti’nin elinden çıkması üzerine ailesiyle İstanbul’a geldi.
Doğduğu Yemen’de büyümüş olsaydı nasıl bir hayata sahip olacağı bilinemez ama İstanbul’a taşınmaları, onu oyuncu olarak Türkiye’nin ilk kadın yıldızı ve Türk sinemasının ilk kadın yönetmeni yapacak olan yolu açtı.

Cahide Sonku – Süavi Tedü (Romeo ile Jüliet)

Yüzbaşı Necati Bey’in çapkınlık uğruna evi terk etmesi üzerine Cahide Sonku, annesi ve ablasıyla birlikte dedesi Çorapsız İbrahim Paşa’nın evinde yaşamaya başladı. Çıkan bir yangında evin kül olması üzerine aile, yoksulluğa düştü.
Zorluklarla dolu bir çocukluk dönemi geçiren Cahide Sonku, annesinin hastalanması sonucu ergenliğe adım attığı yıllarda Sirkeci’de bulunan Basiret Han’daki bir ofiste sekreter olarak çalıştı. 
Cahide Sonku’yu bir yıldız haline getirecek olan süreç, 1932’de bir gazete ilanıyla başladı.

İstanbul Şehir Tiyatroları’nın hem oyunculuk yapacak hem de tiyatroda çalışacak kişiler aradığına yönelik ilanı gören Cahide Sonku, başvuruları Muhsin Ertuğrul tarafından değerlendirilen seçmelere katılarak günde 135 kuruş alacağı figüranlık hakkı kazandı.
Önceleri tiyatronun işlerini gören Cahide Sonku, 1933’te ‘Yedi Köyün Zeynebi’ adlı ilk oyununda sahneye figüran kızlardan biri olarak çıktı. Sonku, kendisini Türk sinemasının ve tiyatrosunun yıldızı yapacak olan adımı oyundaki bütün başrol oyuncularının repliklerini ezberleyerek attı.
Başrol oyuncularından birinin oyunun sahneleneceği gün hastalanması veya başka bir nedenden dolayı tiyatroya gelememesi halinde Muhsin Ertuğrul’a “Ben hazırım hocam. Repliği ezbere biliyorum” diyecekti.

O gün bütün başrol oyuncuları tiyatroya geldi gelmesine ama Cahide Sonku’nun bütün replikleri ezberlemesi, bu durumdan haberdar olan Muhsin Ertuğrul’un dikkatini ziyadesiyle çekti. Ertuğrul, zorunlu olmamasına rağmen bütün başrol oyuncularının repliklerini ezberleyerek çalışkanlığına, oyunculuk azmine hayran kaldığı Sonku’ya önce tiyatroda, ardından da 1934’te çektiği ‘Söz Bir Allah Bir’ adlı filmde başrol verdi. Cahide Sonku, Nazım Hikmet‘in senaryosunu yazdığı filmde ‘Leyla’ karakterini canlandırdı.
Cahide Sonku, ertesi yıl yine bir Muhsin Ertuğrul filminde rol aldı. Senaryosunu yine Nazım Hikmet’in yazdığı ‘Aysel Bataklı Damın Kızı’, Sonku’yu şöhretli biri haline getirdi.
Cahide Sonku, ‘Aysel Bataklı Damın Kızı’ndaki ‘Aysel’ karakteriyle izleyicileri öylesine etkiledi ki filmde taktığı eşarp dönemin folklorik modası oldu.

‘Aysel Bataklı Damın Kızı’… Talat Artemel – Cahide Sonku

O yıllarda çekilen film sayısı, bir elin parmağı kadar bile değildi. Hatta 1935 ve 1936’da hiç film çekilemedi.

TÜRKİYE’DE ÇEKİLEN FİLM SAYISI
1934… 3 Film
1937… 1 Film
1938… 1 Film
1939… 4 Film

‘Kıskanç’ (1942)

1934’ten 1940 yapımı ‘Şehvet Kurbanı’na kadar olan 6 yıllık süreçte sinemadan uzak kalan Cahide Sonku, bu dönemde Lev Tolstoy, Anton Çehov, George Bernard Shaw ve William Shakespeare‘in oyunlarındaki başrolleriyle dikkatleri üzerine çekmeye devam etti. Sonku’nun yıldız olmasındaki etkenlerden biri, kabiliyetiydi. Diğeri ise güzelliği. Muazzam Türkçesi’nin de o etkenlerden biri olduğunu unutmamak gerek.

Cahide Sonku, müziklerini Cemal Reşit Rey’in yaptığı ‘Adalar’ adlı müzikalde sahneye çıkacaktı. Tiyatro binasına gitmek için evden ayrılmak üzereyken annesi vefat etti. Sahneye çıkmakla çıkmamak arasında ne yapacağını bilemeyen Sonku, tiyatro perdesinin asla kapanmaması gerektiğini düşünerek sahneye çıktı.

Cahide Sonku’nun kariyeri o günlerde ne kadar ışıltılıysa özel hayatı bir o kadar karanlıktı. 1936’da oyuncu Talat Artemel ile yaptığı evliliği, eşinin çapkınlıkları sonucu 1938’de sona erdi.
1943’te dönemin tütün kralı İhsan Doruk ile ikinci evliliğini yaparak mutluluğa yeniden yelken açmıştı açmasına ama mutluluklar ülkesine giden yolda yelkenlisi yine çapkınlık meselesiyle alabora oldu. Doruk ile evli olduğu günlerde son derece lüks bir yaşam süren Cahide Sonku, boşandıktan sonra yeniden geçim sıkıntısına düştü.

Oyuncu eşi Neyyire Neyir‘i kaybeden Muhsin Ertuğrul, Cahide Sonku ile evlenmek istedi. İhsan Doruk’tan yeni boşanan Sonku, kendi ayakları üzerinde durma isteği nedeniyle Ertuğrul’un teklifini kabul etmedi.

Tiyatrodan kazandığı parayla İhsan Doruk ile evli olduğu zamanlardaki gibi lüks içinde yaşaması mümkün değildi, kıt kanaat geçiniyordu. Ne var ki elinden daha fazlası da gelmiyordu. Gerçi çevresinde birçok zengin adam pervaneydi ama Cahide Sonku onların niyetlerinin ne olduğunu iyi biliyordu. Sonku, amaçlarının ‘Cahide’ değil ‘Cahide Sonku’ olduğuna olan inancıyla zengin erkeklerden uzak durdu.

II. Dünya Savaşı sona ermişti. İnsanlar, ölüm korkusu ve belirsizlik içinde geçen yılların acısını her an sosyalleşerek çıkarmaya başladı. Dünyada en güzide sosyalleşme aracı da sinema olmuştu. Her ne kadar savaşa girmemiş olsa da Türkiye’de de durum farklı değildi. Sinema, Türkiye’de de gözde sosyalleşme aracı haline gelmeye başlamıştı. ABD ve Mısır yapımı filmlerin büyük ilgi görmesi, Türk yapımcıları harekete geçirdi. Böylelikle çekilen film sayısı artmaya başladı. Artış da doğal olarak Cahide Sonku için daha fazla filmde rol alabilme şansına sahip olmaktı.

TÜRKİYE’DE ÇEKİLEN FİLM SAYISI
1946… 6 Film
1947…
12 Film
1948…
18 Film
1949…
19 Film

Cahide Sonku, bunun üzerine çok sevse de 1948’te İstanbul Şehir Tiyatrosu’ndan ayrılarak geleceğini daha parlak gördüğü, kendi ayakları üzerinde durmasını sağlayacak kadar para kazanacağına inandığı sinemaya ağırlık vermeye başladı.

Cahide Sonku, 1949’da ‘Fedakâr Ana’ ile senaristliğe ve yapımcılığa da başladı. Henüz yönetmenlik yapma düşüncesi yoktu ama filmin yönetmeni Seyfi Havaeri‘nin hastalanması Sonku’nun yönetmenliğe de başlamasına neden oldu.
‘Fedakâr Ana’nın asıl yapımcısı Sırrı Talpar‘dı. Sonku, senaryosu ve oyunculuğu karşılığında filme ortak olmuştu. Seyfi Havaeri’nin hastaneye yatırılması üzerine Sonku, ortağı Talpar’ı ikna ederek “Filmi ben yönetirim” dedi. Böylelikle Cahide Sonku, ilk kadın yönetmeni olarak Türk sinemasının tarihine geçti.
Oyunculuktan sonra senaristlik ve yönetmenlikteki başarısıyla şöhretinin zirvesine çıkan Cahide Sonku, 1950’de Sonku Film’i kurarak ticarete atıldı.
Cahide Sonku, şirketi adına çektiği ilk film olan ‘Vatan ve Namık Kemal’i Sami Ayanoğlu ve ilk eşi Talat Artemel ile birlikte yönetti.

Cahide Sonku’nun kendileri için ne ifade ettiğini Gupse Özay ile Andaç Haznedaroğlu‘na sordum. Rol aldığı filmlerinin senaryosunu yazan, ‘Deliha 2’ ile yönetmenliğe de başlayan Özay için Cahide Sonku, hayatında özel bir yere sahip.

GUPSE ÖZAY İÇİN CAHİDE SONKU
“Annem, 7 kardeşin altıncı kızı. Dedem, kız doğması üzerine küsüp evi terk edince anneme isim konulamamış. Bunun üzerine komşular, o dönem Cahide Sonku çok meşhur diye annemin adını Cahide koymuş. Cahide Sonku’yu annemin ismi vesilesiyle çocukluğumda öğrenmiş oldum. Önce kafamda güzel kadın, meşhur kadındı. Sonra ne kadar güçlü, cesur ve Türk sinemasının ilk kadın yönetmeni olduğunu öğrendim. Kurallara boyun eğmeyen kadın ve dahası olduğunu da öğrendim. O devirdeki böyle bir gücü kıskandım, örnek aldım, gururlandım. Böyle kadınlar iyi ki var, iyi ki olmuşlar. Niceleri olsun dilerim.”

Gupse Özay

Cahide Sonku, kabiliyetiyle mesleğinin zirvesindeydi. Yapımcı olarak para da kazanmaya başlayan Sonku için refah dolu günler başlamıştı ki…
Boşandıktan sonra peşini bırakmayan İhsan Doruk’un çapkınlığa tövbe etmesine ikna olarak 1951’de eski eşiyle yeniden evlendi.
Ne var ki edilen tövbeler çabuk unutuldu. 1952’de kızları Ender’in doğmasına rağmen eşinin çapkınlıkları yeniden başladı.

Cahide Sonku, çektiği filmlerin izleyicilerden büyük ilgi görmesi üzerine milyoner oldu. Sonku’nun yapımcı olarak en çok para kazandığı film, Sami Ayanoğlu ve Orhon M. Arıburnu ile birlikte yönettiği Zeki Müren‘in ilk oyunculuk çalışması olan 1953 yapımı ‘Beklenen Şarkı’ydı.

Hayri Terzioğlu, ortağı İhsan Doruk’a yakını olan Zeki Müren’in bir filmde rol almak istediğini, bu durumu eşi Cahide Sonku ile konuşmasını rica etti. Sonku, istemese de eşinin ısrarıyla Müren’e film çekmeyi kabul etti. O dönemlerde filmler 80 – 100 bin lira arasındaki bir maliyetle çekiliyordu. Ne var ki Müren, oyunculuk ücreti olarak 200 bin lira istedi.

Cahide Sonku, o kadar parayı veremeyeceğini söyleyince iş çıkmaza girdi. Bunun üzerine Sami Ayanoğlu, araya girerek Zeki Müren’e boş bir kağıt imzalattı. O kağıdı da Sonku’ya verdi.
Film çekildi, gösterime girdiğinde gişe rekoru kırdı. 100 bin liraya çekilen film, yaklaşık 1 milyon lira hasılat elde etti. Zeki Müren, bunun üzerine 200 bin lira istemeye devam etse de Sami Ayanoğlu, Cahide Sonku’nun elinde imzalı boş bir kağıt olduğunu hatırlattı.
Zeki Müren, bunun üzerine Cahide Sonku’nun kendisine verdiği 5 bin liraya razı oldu.

İşler Cahide Sonku için ziyadesiyle iyi gidiyordu. Öyle ki yanında 25 kişi çalışıyordu. Özel hayatındaysa işler tam tersi durumdaydı. Çapkınlıklarına daha fazla dayanamadığı İhsan Doruk’tan ikinci kez boşandı.

Cahide Sonku, oyunculuktan sonra senaristlik, yönetmenlik ve yapımcılıkta da başarı sağlamış, Türk sinemasında çok az meslektaşının sahip olabileceği bir konuma erişmişti.
Para da kazanıyordu.
Hayalini kurduğu, arzuladığı her şeye sahip olmuştu.
Hepsinden önemlisi kendi ayakları üzerinde durabiliyordu.
Ta ki o yangına kadar.

Cahide Sonku, adının aşk söylentilerine karıştığı, Devlet Tiyatrosu oyuncularından Nuri Altınok ile çekecekleri filmin ön hazırlıklarını yapmak için 1962’de Ankara’ya gitti. Sonku, başkentteyken film şirketinin bulunduğu iş hanında yangın çıktı.
Çekilmiş filmlerin negatifleriyle kullanılmamış filmler, çıkan yangında yok oldu. Çekilmiş filmleri gösterime çıkaramadığı için para kazanıp borçlarını ödeyemeyen Cahide Sonku iflas etti.

Nuri Altınok (1921 – 1993)

O dönem çıkan söylentilere göre yangın kundaklama sonucu çıkmıştı. Cahide Sonku, bu konuda eski eşi İhsan Doruk’un yeğenini suçlayarak şöyle dedi; “Yangını Turhan Sönmez çıkardı.” Sonku, sonraki yıllarda eşi hakkında şunları söyledi; “Ondan gücü ve sadakatsizliği öğrendim. Beni, kocam İhsan Doruk yıktı.”

Cahide Sonku, varlıklı dedesi Çorapsız İbrahim Paşa’nın evinin yanması sonucu çocukluk yıllarını yokluk içinde geçirmişti. Sonku, ikinci kez varlıklı biriyken yine bir yangın sonucu yoksulluğa düştü.
Oradan da alkolün amansız pençesine.
Bu durum, Sonku’yu kızından ayırdı. İhsan Doruk, alkolik annesiyle yaşamasına izin vermek istemediği kızını yanına aldı, okul zamanı geldiğinde de yurt dışına gönderdi.
Kızının kendisinden ayrılmasına iyiden iyiye içerleyen Cahide Sonku, “Kızım, alkolik olduğum için yanımda değil” diyerek alkolü bırakma yerine kızının yokluğuna katlanmak için alkole daha çok sarıldı.

Yangın sonrasında sinemaya sadece oyuncu olarak devam edebilen Cahide Sonku için Cahit Irgat ile birlikte kurduğu Cahitler Tiyatrosu, yeni bir başlangıç olacaktı.
Alkolü bırakacaktı, hayatına çeki düzen verecek ve para kazanacaktı. Böylelikle kızıyla birlikte yaşayabilecekti. Öyle planlamış, öyle hayal etmişti.
Ne var ki sevgili olduğu Cahit Irgat da bir alkolikti ve tiyatronun işleri iyi idare edilemiyordu. İflas etmeleri kaçınılmaz sondu.
Büyük bir hayal kırıklığı yaşayan Cahide Sonku için alkol, hayata katlanmanın tek yoluydu.

Haldun Dormen, öylesine değerli bir meslektaşının hayattan kopmasına izin veremezdi. Cahide Sonku’nun tiyatroya dönmesi meslektaşları için de hayranları için de heyecan vericiydi. Dormen, Sonku ile Cahit Irgat’a ‘Taşralı Kız’ adlı oyunda rol verdi. Ne var ki alkole olan bağımlılıkları çalışma isteğinin önüne geçti. Günlerden bir gün oyunu bırakıp kaçtılar. 

Muammer Karaca da Cahide Sonku’ya yardım eli uzatarak tiyatrosunun müdürlüğünü verdi. Ne var ki Sonku, Karaca’ya danışmadan Cahit Irgat’ı işe aldı. Bu durumu kabul etmeyen Karaca, Cahide Sonku’nun işine son verdi.

Muhsin Ertuğrul, Cahide Sonku’nun yardımına koşarak İstanbul Şehir Tiyatroları’nda 2 bin lira maaşla kadroya aldı. Ne var ki Sonku, alkolü bırakıp işine sarılmadı. Sarhoş olduğu için oyunlara çıkamayınca Ertuğrul, çaresiz bir halde Cahide Sonku’yu kadrodan çıkarıp yerine başka bir oyuncu aldı.

Türk sinemasının ödüllü kadın yönetmenlerinden Andaç Haznedaroğlu, Cahide Sonku’nun figüranlıktan başladığı kariyerinde başrol oyuncusu, senarist, yönetmen ve yapımcı olmasının etkileyici bir başarı olduğunu söyledi.

ANDAÇ HAZNERADOĞLU İÇİN CAHİDE SONKU
“Türk sinemasının ilk kadın yönetmeni Cahide Sonku’nun hayat hikâyesini araştırmam konservatuvarda okuduğum yıllara dayanır. Oyuncu olup yönetmenliğe geçmiş olması hep ilgimi çekmiştir. Sinema tarihçisi Giovanni Scognamillo, Cahide Sonku hakkında, ‘bir dönemin, bir tarihin, bir sinema anlayışının temsilcisidir Cahide Sonku. Ama ‘tartışılmazlığı’ ondan değil, bu döneme kendi sınırları içinde kişiliğini de kattığı içindir’  ifadelerini kullanmıştır. ‘Kendi kişiliğini sinemaya yansıtabilmek’ cümlesi bir yönetmen için olabilecek en güzel övgülerden biri. ‘Çalıkuşu’ ve Zeki Müren’in ‘Beklenen Şarkı’ adlı filmlerde Cahide Sonku ismi görmek o yıllar için çok büyük bir başarı. Figürasyon yaparak adım attığı sahnede başarılı bir oyuncu ve yönetmen olması o dönemin savaş yıllarında sanata kendini adaması her zaman ilgimi çekmiştir.”

Andaç Haznedaroğlu

‘Ayşecik Sokak Kızı’ çekilirken Cahide Sonku, sete giderek yönetmen Ülkü Erakalın‘a “Beş parasızım ama Londra’dan gelecek kızıma konforumun yerinde olduğunu göstermem lazım. Bana filminizde rol verir misiniz?” dedi.
Ülkü Erakalın’ın kabul etmesi üzerine senaryoya yapılan eklemeyle Cahide Sonku, filmde ‘Gül Ana’yı canlandırdı. Erakalın, bir yıl sonra ‘Mıstık’ adlı filminde rol vermek istediği Sonku’yu alkol tedavisi gördüğü Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde buldu. Erakalın, özel bir izinle Cahide Sonku’yu bir ay boyunca hastaneden sete, setten hastaneye götürdü. Filmde ayrıca kızı Ender Doruk‘a da rol verdi.

Ender Doruk, ‘Mıstık’ın bir sahnesinde Müjdat Gezen ile görülüyor…

Cahide Sonku’dan boşandıktan sonra dönemin ünlü şarkıcısı Şükran Özer ile evlenen İhsan Doruk, İspanya’da geçirdiği kalp krizi sonucu vefat etti. Bütün mirasın kontrol hakkı da Şükran Özer Doruk’a düştü.
Cahide Sonku, İhsan Doruk hayattayken kızı Ender’in velayetini almak istemişti ama alkolik olduğu gerekçesiyle davaları kazanamamıştı. Kızının vasisi Şükran Özer Doruk’tu. 
Ender Doruk, babasının vefatından sonra vasisi olan Şükran Özer Doruk ile mahkemelik oldu. Ne var ki bir süre sonra bütün hakkını bırakarak İngiltere’ye dönüp bir İngiliz ile evlendi.
2012’de Hınçal Uluç, bu konuda şöyle bir yazı yazdı; “Ender bir gün vedaya geldi, ‘Gidiyorum’ dedi. Londra’ya dönüyormuş. Dava n’oldu? diye sordum. ‘İlgilenmiyorum’ demez mi. Para için savaşmak midemi bulandırıyor. ‘Tiksindim’ diyerek çekti gitti. Beş kuruşsuz...”

Ender Doruk

Ender Doruk’a ‘Baba’da rol veren Yılmaz Güney, Cahide Sonku’ya yardım eli uzatmak istedi ama o günleri yaşayanlara göre eski günlerine dönmek için kendisinde o gücü bulamıyordu. Sonku, öyle müşkül bir duruma düştü ki…
‘Fedakâr Anne’de rol alan Eşref Kolçak, Cahide Sonku’nun çaresizliğini bir röportajında şöyle anlatmıştı; “Bir akşam Pera Palas’ın yanındaki yokuşta olan evime giderken arkamdan ‘Eşref Bey, Eşref Bey” diye bir ses duydum. Dönünce hemen tanıdım, elini öpüp ne emrettiğini sordum. ‘‘Kusura bakmayın, çok özür dilerim, acaba bana 10 lira verebilir misiniz?” dedi. Vallahi o anda cebimde 10 liradan başka tek kuruş yoktu, hiç tereddüt etmeden, onu utandırmadan elini öperek takdim ettim. Onun karşısında duyduğum ezikliği, acıyı hiç unutamam.”

Cahide Sonku’nun hayatı Gökhan Eraslan‘ın metinleriyle ‘Cahide Sonku Müzikali’ olarak sahneye kondu. Müzikalde Sonku, önce Nilüfer Açıkalın, daha sonra da Gizem Yağız tarafından canlandırıldı.

Cahide Sonku’nun son halini görenler arasında Selim İleri de vardı. İleri, Sonku hakkında şunları yazmıştı; “Bir elinde büyük şişe dolusu ispirto, öbür elinde bir bekçi düdüğü tutuyordu. Şişeden bir yudum aldıktan sonra, bütün gücüyle düdüğü öttürüyordu…”

Yılları yokluk içinde deviren Cahide Sonku, 18 Mart 1981’de 65 yaşındayken kabiliyetine, şöhretine ve çalışmalarına hiç yakışmayacak bir şekilde, sefalet içinde hayatını kaybetti.
Cahide Sonku’nun ofisi yanmasaydı / yakılmasaydı hayatını mutlaka yaşadığından farklı sürecekti.
Alkolün hazır kıta bekleyen tuzağına düşmeseydi belki yeniden başlayabilirdi.
Eşlerinin ihanetleri, kızından ayrı yaşaması, iflas etmesi sonucu ruhunda açılan yaraları alkolle iyileştirmeye çalışması, hayatını kemirdi kemirmesine ama alkolik olmadan önceki çalışmalarıyla özellikle kadın meslektaşları için yol açmayı, onlara ilham olmayı başardı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir